Tuz-Fermantasyon-Hiçlik-Boşluk-Tekamül Üzerine
Tuz, doğadaki her türlü enerjiyi, kokuyu, fazlalığı ve kaosu emip içine hapseden bir ‘hiçlik’ noktasıdır. Fermantasyonun kalbi olan tuza derinlemesine bakıyoruz. Kavanozun içine girdiği an, oradaki gürültüyü (çürümeyi) durdurur ve derin bir sessizlik (alan) açar.
Yaratım, ancak boşlukta mümkündür. Tuz, şifalı bakterilerin yaşam bulacağı o temiz boşluğu yaratan güçtür. Biz maddeyi değil, maddenin yarattığı bu görünmez alanı konuşacağız. Tabii ki bahsettiğimiz gerçek tuz yani kaya tuzu deniz tuzu yani milyarlarca yıldır yeryüzünde var olan işlem görmemiş olan tuz .
Marketlerde sofra tuzu diye satılan tuz konumuz dışıdır o endüstriyel bir maddedir ve gerçekten sağlığa zararlıdır diğer tüm işlem görmüş maddeler gibi. Biyolojik olarak tuz bir mineraldir, evet. Ama varoluşsal olarak tuz bir ”kap”*tır. Nötür bir alan. Tarih boyunca arındırma ritüellerinde tuzun kullanılmasının sebebi, onun “emici” doğasıdır.
Negatif olanı, kirli olanı, fazla olanı kendi bünyesine çeker ve bu alanda çözer. Fermantasyon kavanozunda da yaptığı budur. Ortamdaki kaotik bakteriyel gürültüyü (çürümeyi) içine çeker ve susturur.
Tuz eklemek, kavanoza bir şey katmak değil; kavanozdan “tehdidi” silmektir. Nötürlemektir. Gerçek tuz, yaşamın filizleneceği o steril boşluğu yaratır. Bunu yok ederek yapar. Bu yokluk şifalı bakteriler için muhteşem bir yaşam alanıdır.
Bu yokluk o zaman; gerçekte, varlığın alanıdır. Gerçek ve saf Yaşamın.
O halde tuzun hakikatinden bahsediyoruz.
Bu boşluk, hafızanın çözüldüğü sessizliktir.
Kullandığımız kaya tuzu, milyonlarca yıl önceki denizlerin kuruyup çekilmesiyle oluşmuş “kristalize bir sessizliktir” O tuzda, modern dünyanın gürültüsü yoktur. Sadece kadim zamansızlığın sessizliği vardır.
Kavanoza rafine tuz (saf sodyum) koyduğunuzda, oraya laboratuvar gürültüsü ve kimyasal bir kaos eklersiniz. Bu boşluk değil, kirliliktir.
Ancak gerçek tuzu koyduğunuzda, kavanoza “zamanın başlangıcındaki” o temiz alanı açarsınız. Gıda, bu kadim boşluğun içinde kendini hatırlar ve şifaya dönüşür.
Tuzun yolculuğuna devam edelim, bize başka neler anlatıyor.
Tuzun sessizliği, tohuma fısıldanan bir güven sözü gibidir: “Dünyanın karmaşası bitti. Artık güvendesin. Korkma, çık ve kendini gerçekleştir.”
u bir uyanıştan da öte, bir kavuşma anıdır.
Müthiş bir patlama anı.
Lahananın teslim olup bıraktığı öz su, şimdi tuzun Aşk’ıyla mayalanmaktadır. Probiyotikler, bu sevgi okyanusunda (salamurada) aşkla, coşkuyla çoğalmaya ve inşaya başlarlar.
Yaşam, işte bu Aşk’ın içinde yeniden örülür. Artık yıkım yok, sadece simya var. Onlar, Aşk’ın verdiği güçle, maddenin kaderini değiştiriyorlar.
AŞK İLE İNŞA VE YENİ DÜNYA
Şifalı Aşk işçileri (Probiyotikler) o Aşk okyanusunda (salamurada) uyandığında;
coşkulu ve nazik bir çalışma başlar.
Bu mimarların görevi yüceltmektir.
Peki ne yaparlar?
Önce lahananın içinde saklı olan o “ham enerjiye” (şekere) yönelirler. Bu hamlık, maddenin işlenmemiş, tecrübesiz halidir. Mimarlar, bu hamlığı alırlar ve Aşk’ın sabrıyla işleyerek onu Bilgeliğe (Laktik Asite) dönüştürürler. Bu öz, artık bozulmayan, koruyan ve olgunlaştıran bir karaktere sahiptir.
Sonra yapıya yönelirler. Lahananın o sert, sindirilmesi zor olan duvarlarını (selülozu) yumuşatırlar.
“Katı olma, akışkan ol” derler.
Lahananın o inatçı sertliği, Aşk’ın dokunuşuyla teslimiyetin zarafetine dönüşür.
Artık o, bedene şifa olan bir hafifliktedir.
Ve en büyük mucize gerçekleşir:
Yoktan Var Etmek. Tohumda saklı olan potansiyel açığa çıkar. Lahananın ilk halinde olmayan yeni vitaminler (B12, K2), yeni enzimler ve yaşam enerjisi bu süreçte yoktan var olur.
Bu, Aşk’ın bereketiyle çoğalmaktır.
Sonuçta ortaya çıkan şeye sadece “turşu” deyebilir miyiz?
O, ham iken pişmiş, yok olmaya yüz tutmuşken ölümsüzleşmiş (korunmuş) Yeni Bir Hayat formudur.
Okyanusun içinde artık zaman durmuştur. Çürüme bitmiş, sonsuz bir “Şimdi” başlamıştır. Bu yeni dünya, onu yiyen kişiye de;
Aynı bilgiyi, aşkı, yani şifayı ve dengeyi taşımaya hazırdır.
“Hamdım, piştim, yandım.”
Rumi
Bu yazı Ferda Uslu tarafından, Fermente Mutfağım İnstagram hesabında bulunan Kanalda yazılarak, yayınlanmıştır.

Yorumlar
Yorum Gönder