Yağların Ruhu- Kafur Yolculuğun bu ilk adımında yağların atası, kristalize olmuş bir nefes var; Kafur. Maddenin en latif hali. Avucunuzda katı, bıraktığınızda hava. Eriyip akmaz, bulaşmaz, leke tutmaz. Arkasında iz bırakmadan göğe karışan bir derviş hali. Ramana Maharshi ve Papaji ustaların bile işaret ettiği o büyük hakikat: "Zihin, ateşe değen Kafur gibi olmalı." Odun yansa külü kalır, kömür yansa isi kalır. Ama Kafur yandı mı, ardında "ben" demez, tortu bırakmaz. Biter, gider ve Nura karışır. İşte aradığımız o hafiflik, o "yok oluş" bu. Ve o müjdeli haber... Kuran, cennet kadehlerinin Kafur koktuğunu fısıldar. Çünkü o, ateşin içindeki serinliktir, ateşin kalbindeki boşluk. Mevlana’nın, Şems’in ikliminde nefs (ego-zihin) hırsla yanarken; Kafur gelir, o yangını "Hu" nefesiyle ferahlatır. Yakan değil, yatıştıran bir serinlik. Ruh için neyse, beden için de odur. Daralan göğse inşirah (genişleme) verir, tıkalı nefesi açar. Sızlayan, yanan bede...
Aşk, hayat, ölüm hakkında.