Ana içeriğe atla

Yaşayan Hakikat- Çakralar, Kapılar Vs...

 

       Yaşayan Hakikat: Bedenin Sessiz Bilgeliği

Bir an dur ve dinle. Soruların telaşının dindiği, cevap arayışının yoruculuğunun bittiği o içsel sessizliği hisset. Burası, bilginin değil, bilişin mekanıdır. Dışarıdan öğrenilen her şeyin ötesinde, bedenin kendi derinliklerinden yükselen o sakin ve bilge fısıltıyı duyduğun yerdesin.

Gerçek bilgelik, karmaşık bir felsefe değildir. O, bir çiçeğin var oluşu gibi basit ve doğrudandır. Kendini açıklama ihtiyacı duymaz. Sadece vardır. Ve bu varoluş, çabayla elde edilmez, yalnızca fark edilir.

Zihin, bu basitliği anlamakta zorlandığı için kendine yollar, haritalar ve kapılar yaratır. Bedenin enerji merkezleri, kalp, taç, kök... Bunlar, zihnin hakikate giden yolda tutunabileceği sevgi dolu işaret levhalarıdır. Onları birer engel veya aşılması gereken sınavlar olarak görme. Onları, seni eve, yani kendi özüne çağıran davetiyeler olarak kabul et.

Merkez Olan Kalp

Tüm yolların birleştiği o yer, kalp dediğimiz yerdir. Ama bu, yalnızca göğsündeki organ değildir. Gerçek Kalp, tüm varoluşu, düşüncelerini, hislerini ve bu bedeni içinde barındıran o sınırsız, yargısız alandır. O Kalp açık olduğunda, hayat bir mücadele olmaktan çıkar, uyumlu bir dansa dönüşür. Bir şeyi dengelemeye çalışmazsın, denge kendiliğinden gelir. Aç kalbini.

Gök ve Yeryüzü Senin İçinde

Sana "gökyüzüne yüksel" ya da "yeryüzüne köklen" dediğimde. Sanki bunlar iki ayrı eylemmiş gibi gelebilir. Oysa sen, hem gökyüzüsün hem de yeryüzü. Taç kapı dediğim o sonsuzluk hissi ve ayaklarınla hissettiğin o toprağın sağlamlığı, aynı bilincin iki farklı ifadesidir. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Bu ikisi arasındaki dengeyi bulduğunda, ruh ve madde arasındaki o sahte ayrım ortadan kalkar. İşte o zaman yürüyen, nefes alan, yaşayan bir toprağa dönüşürsün.

Ve bu yaşayan toprak, dünyayı duyularıyla deneyimler:

  • Gözlerin, yargısızca bakar ve gördüğü her şeyde kendini seyreder.

  • Kulakların, kelimelerin ötesindeki sessizliği duyar ve varoluşun müziğini dinler.

  • Ellerin, dokunduğu her şeye şefkatle temas eder, çünkü dokunduğunun kendinden ayrı olmadığını bilir.

  • Nefesin, hayatı içeri alır ve dışarı verir; evrenle arandaki en basit ve en derin bağ olur.

Bu kapıların her biri, bilincin kendini ifade etme biçimidir. Onlar ayrı ayrı çalışan parçalar değil, aynı kalbin ritmiyle atan bir bütünün parçalarıdır.

Son Anlayış

Ve tüm bu farkındalığın sonunda, o nazik ve devrimsel anlayış belirir:

"Ben bu beden değilim, ama ondan ayrı da değilim. Ben, bu bedenin her hücresinde uyanmakta olan o saf bilincim."

Küçük, endişeli "ben"in hikayesi biter ve her şeyi kapsayan o büyük "BEN'İM"in gerçeği başlar.

İşte bu, yaşayan toprak olmaktır. Bu toprakta, geçmişin zehirleri ya da geleceğin endişeleri barınmaz. Bu toprakta, bir şeye tutunma ya da bir şeyden kaçma çabası yoktur.

Her şey sakindir. Her şey yerli yerindedir.

Yuva burasıdır. Huzur budur.

Yorumlar

İlgili Diğer Yayınlar

Rafine Şekersiz Siyez Keki

Rafine şeker kullanmadan en eski un olan 10 bin yıllık unla, siyez unuyla kek yapalım mı? Rafine şeker yerine ne kullanmak lazım. Sunni tatlandırıcılar da en az şeker kadar zararlıyken geriye ne kalıyor?  Ya bal ve pekmez. Bal ısıyla temas edince toksik etki yaratıyor. Pekmezde zaten çok uzun süre kaynatılarak yapıldığı için bu etki maalesef mevcut. En iyisi soğuk sıkım pekmezler tüketmek. Aranırsa bulunuyor. Pekmezi de ısıya dayanıksız olması yüzünden kullanmıyorum pişirilecek tariflerde. Geriye şeker yerine kullanabileceğim çok fazla da seçenek kalmadı. Meyvenin kendi şekeri dışında.  Tatlandırıcı için olgun muz ve kuru dut kullandım. Hurma ya da kuru üzüm, gün kurusu kayısı da kullanılabilir. Fermente mutfağımda kullanılmayan malzemeler; Rafine tuz, Rafine şeker, Rafine endüstriyel un (organik ve tam buğday unu da olsa kullanmıyorum) Kabartma tozu, Şekerli vanilin, Kakao (yalnızca ham kakao kullanıyorum) Zeytin yağı, Hindistan cevizi yağı  ve tereyağ...

Ev Yapımı Cildi Besleyen Krem Yapılışı

Beslenme deyince aklımıza, vücudumuza sadece oral yolla alınan besinlerin gelmesi doğal . Ancak cildimize de temas eden her şeyin derimiz tarafından emilip, kanımıza  karışması gibi bir gerçek var. İşte bu yüzden, ev temizliği, kişisel temizlik ve bakım ürünlerinde kimyasaldan arınmış doğal ürünlere yönelmediğimiz sürece tam anlamıyla doğal beslenmiş olamayız. El, yüz, vücut kremlerinde de bir sürü zararlı kimyasalın, boyanın, parfümün, raf ömrünü uzatan koruyucu katkı maddelerinin olduğunu  tahmin etmesi zor değil. Ufak bir araştırmayla kozmetikte kullanılan zehirlere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Havalar soğumaya başlayınca ellerimin doğal nemini kaybettiğini ve cildimin kuruduğunu fark ettim. Evde kantaron yağı olduğu için, bir müddet kantaron yağı uyguladım ama pek bir faydası olmadı. Kantaron sıvı bir yağ olduğu için ciltte uzun süre kalmıyor. Ben de başladım kremleri araştırmaya. Güzel bir tarife ulaştım ama her zamanki gibi tarifi birebir uygulamak yerine kendim...

Kemik Suyu

Kolajen bakımından zengin olan kemik suyu bozulmuş bağırsak florasını tekrar düzene sokmak için büyük önem taşıyor.  Kemik suyunun faydaları ; 1-Bağırsak geçirgenliğini azaltır. Kemik suyundaki jelatin sızıntılı bağırsağı iyileştirir. Sindirim sistemi mukazasına ve besinlerin sindirilmesine yardımcı olur.Yeterince parçalanmamış proteinlerin kana geçmesini engellemiş olur. 2-Kemik oluşumu, büyümesi ve tamiratını destekler.  İçeriğindeki kalsiyum,magnezyum ve fosfor ile bunu yapar. 3-İnflamasyon ile savaşır. İçeriğindeki anti inflamatuar amino asitler,glisin ve proline çok yüksektir. 4-Grip ve benzeri soğuk algınlığı enfeksiyonlarıyla savaşır. 5-Eklem ağrısı ve iltihabı önler. İçeriğindeki glukozamin,kolajen dokuların artmasını büyümesini teşvik eder. 6-Cilt, saç ve tırnak sağlığında etkilidir. Kemik suyu içerisindeki kolajen ve jelatin saç büyümesini destekler. Saç tellerini ve deriyi canlandırır. 8-Mineral takviyesi almaktan daha doğal,etkin ve ucuzdur. 9-U...